<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İlkkitaplarım.com - Çocuk Kitapları,Hikaye Kitapları,Çocuk Gelişimi</title>
	<atom:link href="http://www.ilkkitaplarim.com/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.ilkkitaplarim.com</link>
	<description>Tüm Çocuk ve Çocuk gelişim Kitapları ve Oyuncaklar</description>
	<lastBuildDate>Tue, 21 Feb 2012 14:39:09 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Çocuklarda Dinleme Becerisi Nasıl Gelişir?.</title>
		<link>http://www.ilkkitaplarim.com/cocuklarda-dinleme-becerisi-nasil-gelisir.html</link>
		<comments>http://www.ilkkitaplarim.com/cocuklarda-dinleme-becerisi-nasil-gelisir.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 06 Feb 2012 19:11:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emrah</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çocuk Psikolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda dinleme becerisi]]></category>
		<category><![CDATA[dinleme becerisi]]></category>
		<category><![CDATA[dinleme eğitimi]]></category>
		<category><![CDATA[dinleme nasıl sağlanır]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilkkitaplarim.com/?p=1260</guid>
		<description><![CDATA[Dinleme kanalı öğrenmede en etkili yollardan biridir. Eğitim yolu ile insanlar etkili dinleme becerisini kazanabilir. Araştırmacılara göre çoğu insan, bir günün % 70&#8242;ini iletişim kurarak, % 45&#8242;lik zamanını da dinleyerek geçirmektedirler. ilkokula başlayan bir çocuk kendisine okunan yaşına uygun uzunlukta bir hikayeyi dinleyebilir ve öğretmene dikkatini verebilir. Araştırmacılar, konuşulanlara dikkatini verebilen, kitaplara bakarak zaman geçirebilen<br/><a href="http://www.ilkkitaplarim.com/cocuklarda-dinleme-becerisi-nasil-gelisir.html" class="more-link"><span><b>more</b></span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.ilkkitaplarim.com/wp-content/uploads/2012/02/iStock_000012418210Medium.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-1261" title="iStock_000012418210Medium" src="http://www.ilkkitaplarim.com/wp-content/uploads/2012/02/iStock_000012418210Medium-300x199.jpg" alt="" width="300" height="199" /></a>Dinleme kanalı öğrenmede en etkili yollardan biridir. Eğitim yolu ile insanlar etkili dinleme becerisini kazanabilir. Araştırmacılara göre çoğu insan, bir günün % 70&#8242;ini iletişim kurarak, % 45&#8242;lik zamanını da dinleyerek geçirmektedirler.<span id="more-1260"></span></p>
<p>ilkokula başlayan bir çocuk kendisine okunan yaşına uygun uzunlukta bir hikayeyi dinleyebilir ve öğretmene dikkatini verebilir. Araştırmacılar, konuşulanlara dikkatini verebilen, kitaplara bakarak zaman geçirebilen ve söylenenlerin çoğunu dinleyebilen bir çocuğun öğren-meye hazır olduğu ve verilenleri öğrene-bileceği belirtmektedirler. Ancak bir oyuncaktan başka bir oyuncağa atlayan, bir hikayenin bir sayfasından sonra oturduğu yerde kıpırdamaya başlayan bir çocuğun, konsantre olabilmesi için yardıma ihtiyacı olduğunu söylemektedirler.</p>
<p>Çünkü dinleme becerisine sahip olmayan çocuklar, dinleme sırasında yaşına uygun olmayan davranışlarda bulunur. Örneğin; hayal kurabilir, masasındaki ya da oyun alanındaki nesnelerle ilgilenebilir, materyallere bakabilir veya gruptakilerle konuşuyor olabilir.</p>
<p>Çocuklar arasındaki çatışmaların çözümünde de dinleme, kazanılması gereken önemli bir beceri olarak kabul edilmektedir. Anne-babalar ve öğretmenler; çocukların, dinleme becerilerini geliştirerek, onlara sorunlarına çözüm getirmeyi öğretebilirler. Dinleme becerisini kazanan çocuklar, karşılıklı düşüncelerini paylaşarak işbirliği yapmayı ve böylece sorunlarını çözmeyi öğrenebilirler.</p>
<p>Eigan çatışmaların çözümlenmesinde dinlemenin önemine değinmiş ve çatışmaların çözümlenebilmesi için çocuklara üç becerinin öğretilmesi gerektiğini vurgulamıştır. (Carr velsaacs, 1994).</p>
<p>Bunlar;</p>
<p>1.Çocukların nasıl hissettiklerini tanım-lamaları ve dışa vurmaları</p>
<p>2. Diğerlerini dinlemeyi öğrenip, duygularını anlamaya çalışmaları</p>
<p>3.Sorun çözme ve bunu nasıl yapacaklarını öğrenmeleri şeklinde sıralanmaktadır.</p>
<p>Bu nedenle okula başlamadan önce çocuklara dinleme becerilerinin kazandırılması önemlidir. Aksi halde çocuk, ilk-okula başladığında hem öğrenme hem de sınıf içi davranışlar açısından birtakım sorunlarla karşılaşabilecektir. Bu sorunlar çocuğun yanı sıra öğretmenini, arkadaşlarını ve ailesini de olumsuz yönde etkileyebilecektir.</p>
<p>Dinleme becerilerinin geliştirilebilmesi için öncelikle bu becerinin doğumdan itibaren çocuklarda nasıl geliştiğinin bilinmesi gerekir. (Shaw, 1998) </p>
<p><strong>1. Üç Yaşın Altındaki Çocuklarda Dinleme Becerilerinin Gelişimi: </strong></p>
<p>1-2 yaş arasında çocuk bir oyuncak ile ilgileniyorsa onun dikkatini başka bir yere çevirmek neredeyse imkansızdır. Çocuk o anda bir şey ile meşgulken, sizi dinleyip dinlemediğini fark edemezsiniz. Hatta duyup duymadığından bile emin olamazsınız. Konuşmadan önce her defasında çocuğun dikkatini çekmek gerekir. Çünkü bu yaşlarda çocuklar hem karşısındakini dinleyip hem de aktivite ile meşgul olamayacaktır.</p>
<p>Genellikle 2-3 yaş arasında çocukların dikkati daha esnektir. Çocuğun dikkatini aktiviteden kendinize veya tekrar aktiviteye kolayca yöneltebilirsiniz. Konuşmadan önce yine çocuğun dikkatini çekmek gerekecektir. Çocuk böylece yaptığı işi bırakacak ve karşısındakini dinlemeye hazır olacaktır. Ancak yine de yaşına uygun bir hikayeyi dinleme süresi oldukça sınırlıdır.</p>
<p><strong>2. Üç-Dört Yaş Arası Çocuklarda Dinleme Becerilerinin Gelişimi: </strong></p>
<p>Bu yaşlardaki çocuklar, dikkatlerini daha kolay yönlendirebilecek ve karşısındakini daha kolay dinleyebilecektir. Bir oyuncaktan diğerine atlama aşamasını geçmiş olacaktır. Artık anlamlı ve daha uzun oyunlara katılabilir. Eğer aktivite ilgisini çekiyorsa, daha uzun süre konsantre olabilir. Bu durumda yetişkin söylediklerinin ilginç olmasına dikkat etmelidir. Çünkü o zaman çocuk yetişkini daha uzun süre dinleyebilecektir. Ancak çok uzun ve karmaşık olan hikaye ve tv programlarında dikkati kolayca dağılabilir ve dinleme davranışı ortadan kalkabilir. Ayrıca bu dönemde çocuktan çocuğa da farklılıklar bulunmaktadır.</p>
<p>Bazı çocukların konsantrasyon süresi daha kısa olabilir. Bu nedenle de bir işi tamam-lamada veya birden fazla kısa hikayeyi dinlemede zorlanabilir. Bu özellikteki çocukların dinleme becerilerini geliştirebilmeleri için yardıma ve desteğe ihtiyaçları vardır. </p>
<p><strong>3. Dört-Altı Yaş Arası Çocuklarda Dinleme Becerilerinin Gelişimi: </strong></p>
<p>Dört-altı yaş arasındaki çocuklar sözel olarak yönerge verildiğinde, yaptıkları faaliyete daha kolay konsantre olabilir ve aynı anda iki şeyi yapabilir. Ancak bazı çocuklar, karşılarındaki kişiyi dinleyip yönergeyi yerine getirmede zorlanabilir veya yönerge verildiğinde başka bir şey ile ilgilenebilirler. Bu durumdaki çocukların bakma ve dinleme becerilerinin geliştirilmesi gerekmektedir.</p>
<p>Rutherford ve ark. (1992) çocuklara dinleme becerileri ile ilgili eğitim verilmeden önce Çocuğun dinleme becerisine sahip olmadığı için mi yoksa dinleme becerisine sahip olduğu halde bu becerisini kullanamadığı için mi dinleme davranışını gösteremediğinin araştırılması gerektiğini belirtmektedirler.</p>
<p>Bu durumda dinleme becerilerinin kazandırılmasında iki çeşit müdahaleden söz edilmektedir. </p>
<p>1. Çocuk yapamıyorsa: Eğer çocuk önceden gerekli olan beceri ve stratejilere sahip olmadığı için dinlemiyorsa, yapılacak müdahale çocuklara dinleme stratejilerini öğretmek olmalıdır.</p>
<p>2. Çocuk Yapmıyorsa: Eğer öğrenci yeterli etkili dinleme stratejilerine ve yetisine sahipse ama bunları yapmıyorsa, müdahale öğrenciyi motive etmek üzerine olmalıdır. </p>
<p>Yrd. Doç. Dr. Hatice Ergin/İstanbul Üniversitesi</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilkkitaplarim.com/cocuklarda-dinleme-becerisi-nasil-gelisir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çocuk Eğitiminde Dikkat Edilmesi Gereken 4 Öneri:</title>
		<link>http://www.ilkkitaplarim.com/cocuk-egitiminde-dikkat-edilmesi-gereken-4-oneri.html</link>
		<comments>http://www.ilkkitaplarim.com/cocuk-egitiminde-dikkat-edilmesi-gereken-4-oneri.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 06 Feb 2012 19:01:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emrah</dc:creator>
				<category><![CDATA[Anne ve Babalara]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk eğitimi]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklara davranış şekilleri]]></category>
		<category><![CDATA[davanış modelleri]]></category>
		<category><![CDATA[davranış eğitimi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilkkitaplarim.com/?p=1256</guid>
		<description><![CDATA[Hoppala Oyununa Dikkat Edin; Bebek biraz ele gelmeye başladıktan sonra yapılan ilk oyun onu havaya fırlatmaktır. Büyükler kadar bebekler de bu oyundan zevk alır ve neşeli sesler çıkartırlar. Ancak bu tür sert oyunlar hiç beklenmedik ve üzücü olaylara neden olabilir. Bu oyun sırasında bebeği yakalayamamanın dışında olabilecek iki tehlike daha var; Omurga travması ve Retinaya<br/><a href="http://www.ilkkitaplarim.com/cocuk-egitiminde-dikkat-edilmesi-gereken-4-oneri.html" class="more-link"><span><b>more</b></span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="http://www.ilkkitaplarim.com/wp-content/uploads/2012/02/Cocuklaradavranisonerileri.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-1257" title="Cocuklaradavranisonerileri" src="http://www.ilkkitaplarim.com/wp-content/uploads/2012/02/Cocuklaradavranisonerileri.jpg" alt="" width="400" height="373" /></a>Hoppala Oyununa Dikkat Edin</strong>; Bebek biraz ele gelmeye başladıktan sonra yapılan ilk oyun onu havaya fırlatmaktır. Büyükler kadar bebekler de bu oyundan zevk alır ve neşeli sesler çıkartırlar. Ancak bu tür sert oyunlar hiç beklenmedik ve üzücü olaylara neden olabilir. Bu oyun sırasında bebeği yakalayamamanın dışında olabilecek iki tehlike daha var; Omurga travması ve Retinaya verilebilecek zarar.<span id="more-1256"></span> Boyun kasları üzerinde tam anlamıyla denetim sağlayamayan bir bebek başını omurgasıyla aynı hizada tutamayabilir. Bunun sonucunda oluşacak travma birkaç gün boyunca bebeğe acı verir. Bu olasılık da bu sıçratmalarda retinanın damar tabakasından ayrılmasıdır. Bu durum kalıcı görme bozukluklarına, hatta körlüğe yol açabilir.Öte yandan öfkeli bir anınızda onu susturmak için bebeğinizi asla sallamayın. Öfke ile sallamanın şiddetini kontrol edemeyeceğiniz için onun ölümüne bile yol açabilirsiniz.</p>
<p><strong>“Hayır” Demekten Uzak Durun;</strong> Hayır sözcüğünün anlamını kısa sürede yitirmesini istemiyorsanız bu bu sözcükten mümkün olduğu kadar uzak durmaya çalışın. Mesela bebeğiniz emeklerken yerdeki bir şeyi alıp ağzına götürmek isterse o anda telaşla “hayır” diye uyarmak yerine “o pis” gibi nitelemeler kullanarak hayır sözcüğünü daha ciddi durumlar için saklayın. Böylece kesin bir “hayır” ona hareketinin gerçekten kabul edilmez olduğunu anlatacaktır.</p>
<p><strong>Mızmız Çocuğa Şahit Ses Kaydediciler; </strong>4 yaşındaki<strong> </strong>çocuğunuz sürekli vızır vızır, mızmızlanıp duruyor. Her ne kadar duymazdan gelseniz de sonuçta bu sürekli sızlanmalar sizin de sinirlerinizi bozuyor, üstelik ona ilgi gösterdikçe mızmızlığı daha da artıyor. Aslında bilse yaptığını kendi de beğenmeyecek. Evde portatif bir Ses kaydediciniz varsa, onun mızmızlanmasını bu ses kaydedicisine kaydedin ve daha sonra sakinleştiğinde yaptığınız kaydı kendisine dinletin. Yaptığına ne kadar şaşırdığını ve bu davranıştan utandığını göreceksiniz. Davranışını kendiside beğenmediği için doğal olarak bir süre sonra sebepsiz yere mızmızlanmaktan vazgeçecektir.</p>
<p><strong>Adaletli Ceza-Ödül Kutusu; </strong>Çocukların disiplin sorunlarıyla baş edebilmek için annelerin geliştirdiği yöntemlerin sonu yok. İşte size ilginç bir yöntem; Bir kutuya üzerinde muhtelif cezaların yazdığı kağıtları, diğerine de ödüllerin yazdığı kağıtları koyacaksınız. Mesala “yarım saat daha az televizyon seyredeceksin”, “bisiklete binmeyeceksin” gibi cezalar veya “hafta sonu sinema”,           “en sevdiğin yemek” gibi ödüller. Yaramazlık yapan çocuk bir kutudan bir ceza çekmek zorunda. Eğer bir hafta içi hiç ceza çekilmediyse hafta sonunda ödül kutusundan 3 kağıt çekilecek. 1 ceza alındıysa 2 ödül, 2 ceza alındıysa 1 ödül. Eğer 3 ceza alındıysa hafta sonu ödül yok. Ayrıca ödül ve ceza kağıtlarının hazırlanma sürecine çocuklarınızı da dahil ederseniz sistemde adaleti de tam anlamıyla sağlamış olursunuz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilkkitaplarim.com/cocuk-egitiminde-dikkat-edilmesi-gereken-4-oneri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gebelik ve Diyabet</title>
		<link>http://www.ilkkitaplarim.com/gebelik-ve-diyabet.html</link>
		<comments>http://www.ilkkitaplarim.com/gebelik-ve-diyabet.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 06 Feb 2012 18:49:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emrah</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gebelik Süreci]]></category>
		<category><![CDATA[diyabet]]></category>
		<category><![CDATA[diyabet hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[gebelik]]></category>
		<category><![CDATA[gebelik ve diyabet]]></category>
		<category><![CDATA[hamilelikte diyabet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilkkitaplarim.com/?p=1252</guid>
		<description><![CDATA[Gebelerde Diyabet üç şekilde görülebilir; 1.İnsüline bağımlı Tip 1 diyabet ve Gebelik 2.İnsüline bağımlı olmayan Tip 2 diyabet ve gebelik 3.Gebelikte ortaya çıkan geçici diyabet (Gestasyonel diyabet) Gebelik, insülin hassasiyetinde azalma nedeniyle diyabetin (şeker hastalığı) ortaya çıkmasına uygun bir ortam hazırlar. Gebelikte insülin hormonuna karşı bir direnç oluşur. Bu nedenle bazı gebelerde şekere karşı tolerans<br/><a href="http://www.ilkkitaplarim.com/gebelik-ve-diyabet.html" class="more-link"><span><b>more</b></span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.ilkkitaplarim.com/wp-content/uploads/2012/02/gebelikvediyabet02.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-1253" title="gebelikvediyabet02" src="http://www.ilkkitaplarim.com/wp-content/uploads/2012/02/gebelikvediyabet02-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a>Gebelerde Diyabet üç şekilde görülebilir;</p>
<p>1.İnsüline bağımlı Tip 1 diyabet ve Gebelik</p>
<p>2.İnsüline bağımlı olmayan Tip 2 diyabet ve gebelik</p>
<p>3.Gebelikte ortaya çıkan geçici diyabet (Gestasyonel diyabet)<span id="more-1252"></span></p>
<p>Gebelik, insülin hassasiyetinde azalma nedeniyle diyabetin (şeker hastalığı) ortaya çıkmasına uygun bir ortam hazırlar. Gebelikte insülin hormonuna karşı bir direnç oluşur. Bu nedenle bazı gebelerde şekere karşı tolerans bozulur ve diyabet hastalığı ortaya çıkabilir. Diyabet, gebelerde bir çok probleme yol açabilir.Mevcut şeker hastalığının  dengesi bozulup şeker daha fazla yükselebilir, hastalığın yan etkileri ve organ hasarı artabilir veya bebekte gelişme bozukluklarına yol açabilir. Son Yıllarda gebelikte anne karnında bebeğin takibindeki gelişmeler, yüksek rezolüsyonlu ultrasonografilerle kontroller ve sıkı, yakın ve yoğun insülin tedavileri ile bebek yaşamı diyabetli olmayan annelerin seviyesine yaklaşmaktadır. Gebelik Sırasında insülin hormonuna direnç sonucu kanda glukoz yükselebilir. Bu tip gebeler, gebelik bitiminden sonraki hayatlarında da diyabet hastalığına aday olabilirler. Pankreas bezinden insülin salınımı bozuk ve azalmış olan bu gebelerin hayatlarının ileriki yıllarında Tip 2 diyabet gelişebilir. Gebelerde yeni ortaya çıkan bağımlı Tip 1 diyabet hastalığı gebeliğin 6. ayından sonra ortaya çıkar. Daha önce sınırda bir rezervi olan pankreas hücreleri gebeliğin daha ileriki döneminde bu rezervlerini yitirirse gebelik diyabeti ortaya çıkar ve diyabetik gebeler insülin tedavisi altına alınmak zorunda kalırlar. </p>
<p><strong>İNSÜLİNE  BAĞIMLI (Tip 1) DİYABETİK ve GEBELİK</strong></p>
<p>Annenin şeker hastalığı, hem anneyi hem de doğacak bebeği her yönden etkiliyebilir. Gebede hipertansiyon varsa artabilir veya böbrek hastalığı varsa böbrek fonksiyonları daha da bozulabilir. Kontrolsüz gebe diyabetlerinde bebekte doğumsal anormallikler %8 oranında ortaya çıkar. Bu değerler normal gebelere göre 3 misli fazladır. Bebekte en çok etkilenen organlar kalp ve sinir sistemidir. Diyabetli anne bebeğinin en tipik malformasyonu omurganın alt kemiklerinden olan sakral kemikteki şekil bozukluğudur. Bebeklerde sıklık sırasına göre en çok okunabilecek gelişme bozuklukları büyük damarların yer değiştirmesi (%1), sinir sisteminde total malformasyon (%0.7), beyinde gelişememe (%0,003), omurgada açıklık (%0.17), yüz ve iskelet sistemi malformasyonu (%0.88), yarık damak(%0.18), idrar yollarında anomali(%0.32), çift idrar toplama yolu(%0.07), böbreklerdeki gelişme bozukluğu(%0.03) ve mide bağırsak sistemi anomalisi (%0.24)’tür.</p>
<p>Diyabetik annenin bebeği daha kilolu doğar ve iridir. Bu duruma sebep, bebekteki yüksek insülin hormonudur. Bebekler ne kadar iri ise yüksek insülin hormonuna o kadar maruz kalmışlardır ve kanlarındaki insülin hormonu o kadar yüksektir. Bebeklerin kilosu anne kilosu ile de orantılıdır. Kilolu bebeklerin doğumları zordur ve doğum sırasında travma ve solunum yetmezliği yaşanıp, acil sezeryan ihtiyaçları olabilir.</p>
<p>Ağır gebelik diyabetinde, anne karnındaki bebeğin pankreas bezinde insülin yapan hücrelerdeki artma gebeliğin 16. haftasından sonra başlar. Bebekte fazla insülin yapımından bu hücrelerdeki artış sorumludur.</p>
<p>Diyabetik gebelerde, bebeğin doğumundan önce karın içinde ölüm riski normal gebeliğe göre 4 kat fazladır. Bebekte gelişen oksijensizlik, potasyum azlığı, kalpte ritm bozuklukları, plasentada yetersizlik ve asit-baz dengesindeki bozukluklar ölüme yol açan nedenlerdendir.</p>
<p>Diyabetik anne bebeğin daha sonraki yaşamında diyabet gelişme riski normale göre daha fazladır. Diyabetik gebenin ölüm oranı %0.1-0.5 arasındadır. Bu ölüm riski eski yıllarda %50 ‘lere kadar çıkmaktaydı. Ölüme yol açan nedenler  diyabetin yol açtığı kalp krizleri ve kroner kalp hastalıklarıdır. Bu gebelerin tansiyonları sıkı takip edilmelidir. Alçak kan basıncı 85mm/Hg’nin ve serum kreatinini 1,5 mg/dl’nin altında olanlarda gebelik rahatlıkla sürdürülür. Diyabete bağlı böbrek yetmezliği varsa idrarla atılan albümin artabilir ve tansiyon yükselebilir. Her diyabetik gebenin göz dibi muayenesi şattır. Göz dibi muayenesinde retinopati teşhisi konmuşsa gebeliği süresince her üç ayda bir göz dibi muayenesi gerekir.</p>
<p>Şeker hastası gebelerin kalp krizi geçirme riski normallere göre daha fazladır. Diyabetik gebeler ilk aylarda haftada bir, daha sonra iki haftada bir şeker takibine alınmalıdır. </p>
<p><strong>İlk Üç Aylık Kontoller:</strong></p>
<p>Gebelik diyabetik komplikasyonlar açısından taranmalıdır. Şeker takipleri, idrar tahlilleri, idrarda albümin miktarı, HbA,C değerleri, üre ve kreatinin değerleri yakından incelenmelidir. Hastalar üç haftada bir izlenmelidir. Yüksek doz A vitaminlerden kaçınmalıdır. Folat tedavisi günde 5 mg olmalıdır. Açlık şeker seviyesi 90mg/dl nin , tokluk kan şekeri ise 126 mg/dl’nin altında olmalıdır. Tip 1 diyabetlerinde kısa etkili insülin yemeklerden hemen önce, orta etkili insülinde geceleri olmak üzere günde 4 kez yoğun insülin tedavisi uygulanmalıdır. Gebeliğin 3. ayından sonra da, insülin ihtiyacı artacağından doz tekrar ayarlanmalıdır. </p>
<p><strong>3-6 Aylık Kontroller: </strong></p>
<p>Bu dönemde insülin ihtiyacı iki misli artar. Özellikle Sabahları insülin ihtiyacı daha fazla artar. Kan basıncınçları da artabilir. 18-20. gebelik haftasında bebek ultrasonografisi, 20-24. haftalarda da ekokardiografi yapılır. 26. haftadan sonra iki hafta bir bebeğin büyümesi ultrasonografi ile takip edilir. Bu dönemde idrar yolları enfeksiyonları ve mantar hastalıkları açısından gebeler yakın takip edilmelidir. </p>
<p><strong>6. Aydan sonraki kontroller: </strong></p>
<p>Bu dönemde insülin ihtiyacı artar. Bebeğin büyümesindeki hızlanma ultrasonografi ile belirlenir ve takip edilir.Doğuma yakın 4 kilonun üzerindeki bebekler malrozomik olarak kabul edilir. Diyabetik damar komplikasyonu olan gebelerde, bebekte asimetrik büyüme bozuklukları olabilir. Sorunsuz diyabetik gebelerde doğumun normal zamanında ve spontan vaginal yolla yapılması uygun  kabul edilmektedir. Doğum sonrasında insülin ihtiyacı gebelik öncesi döneme geri döner. </p>
<p><strong>İNSÜLİNE İHTİYACI OLMAYAN (Tip 2) DİYABETİK ve GEBELİK</strong></p>
<p>Takipteki prensipler Tip 1 diyabetiklere benzer. Yalnız takipte ve tedavisinde insülin değil ağızdan verilen şeker düşürücü ilaçlar kullanılır. Sülfanilüre grubundaki ilaçlar yan etkileri nedeniyle verilmez. Bu gruptaki ilaçlar bebekte gelişim problemlerine yol açar. Aynı zamanda bebekte insülin seviyesini artırıp, makrozomiye yol açabilir. </p>
<p><strong>GEBELİKTE ORTAYA ÇIKAN GEÇİCİ DİYABET:</strong></p>
<p>Kan şekeri yüksekliğinin ilk kez hamilelik sırasında arttığı durumdur. Gebelerin ortalama %5 ‘inde meydana gelir. Ailede şeker hastalığı olan, 25 yaş üzerinde veya obazitesi olan 24-28. haftalardaki gebelere şeker yükleme testi (OGTT) yapılmalıdır. Açlık şeker seviyesi yüksek olanlarda gebeliğin son haftalarında anne karnında bebek ölümleri artar. Diyabetli gebe bebeğinde makrozomi, yeni doğan sarılığı, kalsiyum düşüklüğü ve sarılık riski, annede ise hiper tansiyon riski ve sezaryen ihtiyacı artar. Bu gebeler diyetlerine çok dikkat etmelidir.</p>
<p>Glukometri denilen şeker ölçme cihazı ile kendi şekerlerini ölçmeli ve sık takip edilmelidirler. Açlık kan şekerinin 95 mg/dl, tokluk kan şekeri ise 120 mg/dl, ‘nin altında tutulması gerekir. Gebelerdeki diyabette ağzıdan alınan şeker düşürücü ilaçlar kullanılmamalıdır. Aktif fizik egzersileri yapılmalıdır. Doğum sonrası annenin süt vermesi teşvik edilmelidir. Daha ileriki yaşamlarında 2-3 yılda bir diyabet yönünden değerlendirilmelidirler. Kilo almaları önlenmeli ve doğum kontrol hapları ile hamile kalmaları engellenmelidir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Prof. Ziya MOCAN-   Çocuğum ve Ben 2003/8</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilkkitaplarim.com/gebelik-ve-diyabet.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Emziren Anneler için Göğüs Bakımı</title>
		<link>http://www.ilkkitaplarim.com/emziren-anneler-icin-gogus-bakimi.html</link>
		<comments>http://www.ilkkitaplarim.com/emziren-anneler-icin-gogus-bakimi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 06 Feb 2012 18:38:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emrah</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Kadın Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[annelik]]></category>
		<category><![CDATA[çemzirme]]></category>
		<category><![CDATA[emziren anne]]></category>
		<category><![CDATA[emzirme]]></category>
		<category><![CDATA[göğüs bakımı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilkkitaplarim.com/?p=1247</guid>
		<description><![CDATA[Bebeğiniz size gösterilen teknikle doğru olarak emzirmeye özen gösterin. Doğru teknikle emzirmek göğüs uçlarınızın tahriş olmasını önler. Bebeğinizin Sadece meme başını değil, areola denilen kahverengi kısmının tamamını ya da tamamına yakın bölümünü ağzının içine alarak emmesini sağlayın. Bebeğinizi emzirmeye başlamadan önce ellerinizi mutlaka yıkayın. Göğsünüzü steril distile su ya da kaynatılmış soğutulmuş su ile ıslatılmış<br/><a href="http://www.ilkkitaplarim.com/emziren-anneler-icin-gogus-bakimi.html" class="more-link"><span><b>more</b></span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.ilkkitaplarim.com/wp-content/uploads/2012/02/gogusbakimi_01.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-1248" title="gogusbakimi_01" src="http://www.ilkkitaplarim.com/wp-content/uploads/2012/02/gogusbakimi_01.jpg" alt="" width="340" height="340" /></a>Bebeğiniz size gösterilen teknikle doğru olarak emzirmeye özen gösterin. Doğru teknikle emzirmek göğüs uçlarınızın tahriş olmasını önler.</p>
<ul>
<li>Bebeğinizin Sadece meme başını değil, areola denilen kahverengi kısmının tamamını ya da tamamına yakın bölümünü ağzının içine alarak emmesini sağlayın.<span id="more-1247"></span></li>
<li>Bebeğinizi emzirmeye başlamadan önce ellerinizi mutlaka yıkayın. Göğsünüzü steril distile su ya da kaynatılmış soğutulmuş su ile ıslatılmış temiz gazlı bezle silin.Böylece hem bebeğinizi hem de kendinizi enfeksiyonlardan korumuş olursunuz.</li>
<li>İlk günlerde bebeğinizi her bir göğüsten 15-20 dakika emzirmeniz yeterlidir. Böylece göğüs uçlarınızın tahriş olma riskini azaltılmış olursunuz. Ancak emzirme bitiminde bebeğiniz tekrar emmek isterse yeniden emzirmelisiniz. Bu durum sütünüzün daha erken gelmesini sağlar.</li>
<li>Emzirme aralarına saat koymayın. Bebeğiniz her istediğinde; ağladığında, aralarda mutlaka emzirin.Bu durumda göğüsleriniz sık boşalacağından süt kanallarında tıkanıklık, göğüslerde ağrı şişlik, enfeksiyon riski azalmış olur ve süt üretiminiz artar.Buna bağlı olarak ilerleyen günlerde emme araları uzar, emme süresi kısalır.</li>
<li>Ancak bebeğiniz doyurucu bir emmeden sonra uyuyorsa ona 3,5-4 saate kadar zaman tanıyabilirsiniz. Unutmayın ki bebeğinizin büyümek için beslenme kadar uykuya da ihtiyacı vardır. Böylece siz de bu süreyi dinlenmek için kullanabilirsiniz.</li>
<li>Bebeğinizin ağlaması her zaman açlık belirtisi olmayabilir. Altının temiz olduğundan ya da gazı olmadığından emin olarak emzirin.Bu şekilde bebeğinizin sizi emzik gibi kullanmasını önlemiş olursunuz.</li>
<li>Emzirme bitiminden sonra meme başınız bebeğinizin ağzında olacak şekilde uyumasına izin vermeyin.Küçük parmağınızı dudağının kenarından hafifçe ağzına sokarak göğüs ucunuzu bırakmasını sağlayın; çünkü bebeğiniz uyurken göğüs ucunuzu çiğneyerek tahriş edebilir.</li>
<li>Bebeğinizi doğru pozisyonda emzirdiğiniz sürece çoğunlukla göğüs bakımı için herhangi bir krem ya da pomat kullanmanız gerekmez. Çünkü meme başınızdan meme başını koruyucu özelliği olan bir sıvı salgılamaktadır. Aynı zamanda kokulu ve kayganlaştırıcı olan bu sıvı bebeğinizin meme başını kolayca bulmasını sağlar. Bu nedenle emzirme öncesi ve sonrasında memenin hava ile temasını sağlayarak, kuru ve temiz tutmak memeyi korumak için yeterlidir. Ama bazen bebeğin emme refleksinin güçlü olmasına bağlı tahrişler oluşabilir. Bunu önlemek için meme başını yumuşatıcı özelliği olan E vitamini kapsüller veya solüsyonlar kullanılabilir. Bu prepatlar emzirme sonraları meme başlarına sürülmeli, bir süre açık bırakılarak, cilt tarafından emilmesi sağlanmalı ve daha sonra da temiz bir göğüs pedi ya da tülbentle kapatılarak meme bir sonraki emzirme süresine kadar dinlendirilir.</li>
<li>Tahrişler daha ileriki boyutlara vararak çatlaklara ya da yaralara dönüşebilir.Bu durumda doktorunuza danışarak iyileştirici ve doku yenileyici özelliği olan (skatrizan, epitelizan) pomadlar kullanılmalı ve enfeksiyonlara karşı dikkatli olunmalıdır. İyileşme sağlandıktan sonra, emzirme sonlarında sütünüzü meme başına sürerek kapatmak da son derece yararlıdır.</li>
<li>Göğüs ucu çok tahriş olmuş, çatlamış ya da kanayan anneler emzirmeyi bırakmamak ve göğüs uçlarının iyileşmesini sağlamak için bir süre silikon göğüs ucu aparatları ile emzirebilirler.</li>
<li>Bebeğinizin iyi emmesine rağmen bazen göğüslerinizi boşaltamayabilir. Böyle bir durumda eğer göğüslerinizi sağarak boşaltamazsanız süt kanallarında  tıkanıklık, ağrı şişlik ve kızarıklıkla karşılaşabilirsiniz. Ateşiniz yükselebilir ve meme iltihabı (mastit) gelişebilir. Bunu önlemek için göğüslerinizi elle ya da pompa yardımıyla sağarak boşaltmalısınız.</li>
<li>Ancak süt pompaları özellikle uygun kullanılmadıklarında çok tahriş edici olabilir. Bu nedenle göğüslerinizi elle sağacaksınız sağma tekniğini öğrenerek, süt pompası kullanacaksınız mutlaka doktorunuza danışarak ve önerilere uyarak kullanmalısınız.</li>
</ul>
<p> Ebru Dinçer / Hemşire</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilkkitaplarim.com/emziren-anneler-icin-gogus-bakimi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çocuk ve Sanat</title>
		<link>http://www.ilkkitaplarim.com/cocuk-ve-sanat.html</link>
		<comments>http://www.ilkkitaplarim.com/cocuk-ve-sanat.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 01 Jan 2012 21:01:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emrah</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çocuk ve Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk ve sanat]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar için sanat]]></category>
		<category><![CDATA[sanat için çocuk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilkkitaplarim.com/?p=1227</guid>
		<description><![CDATA[Her anne baba çocuklarının geleceği ve becerileri ile ilgili hayaller kurar, beklentiler geliştirir. Nasıl bir kişiliğe sahip olacağı veya hangi mesleği yapacağının yanında becerilerinin neye yatkın olacağı da erken yaşlardan itibaren aile içinde konuşulur. Bu becerilerin içinde de çocuğunun sanatın bir dalı ile uğraşması çoğu ebeveynin tercihidir. Peki her çocuk yetenekli midir veya sanatla iç<br/><a href="http://www.ilkkitaplarim.com/cocuk-ve-sanat.html" class="more-link"><span><b>more</b></span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.ilkkitaplarim.com/wp-content/uploads/2012/01/childrensarts.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-1228" title="childrensarts" src="http://www.ilkkitaplarim.com/wp-content/uploads/2012/01/childrensarts.jpg" alt="" width="400" height="295" /></a>Her anne baba çocuklarının geleceği ve becerileri ile ilgili hayaller kurar, beklentiler geliştirir. Nasıl bir kişiliğe sahip olacağı veya hangi mesleği yapacağının yanında becerilerinin neye yatkın olacağı da erken yaşlardan itibaren aile içinde konuşulur. Bu becerilerin içinde de çocuğunun sanatın bir dalı ile uğraşması çoğu ebeveynin tercihidir. Peki her çocuk yetenekli midir veya sanatla iç içe olmak için yetenek şart mıdır?.<span id="more-1227"></span></p>
<p>Anne baba olarak çocuklarımızın sanatla ilgilenmelerini istiyorsak, önce kendimize birkaç soru sormalıyız.</p>
<p>*Çocuğumun neye ilgisi var? Resim, müzik veya dans becerilerini gözlediğimde onu en çok ne yaparken keyif aldığını görüyorum?</p>
<p>*Çocuğumun yaşı bu etkinliğe uygun mu? Sanatçılar ve sanat eğitmenlerinin bu konudaki görüşleri ne?</p>
<p>*Çocuğumun duygusal, sosyal ve fiziksel gelişimi ile kişiliği nasıl bir yönlendirme gerektiriyor? Bireysel etkinliklerden mi hoşlanıyor, yoksa bir grubun içinde mi kendini daha iyi hissediyor?</p>
<p>*Acaba yönlendirdiğim sanat dalını ben kendi isteğime göre mi seçtim? Belki de benim yapamadıklarımı o yapsın istiyorum…</p>
<p>*Çocuğumu resim/müzik/dansa yönlendirirken ebeveyn olarak benim beklentim ne? Ailemize bir sanatçı mı gelsin istiyorum, yoksa hayatında sanatın var olduğu, estetik duygusu gelişmiş bir kişi mi yetiştirmeyi diliyorum?</p>
<p>Eğer çocuğumuzun hayatında sanatın yer almasını istiyorsak bu soruları aklımızda tutmamız yararlı olabilir. Çünkü böylece,</p>
<p>‐Çocuğumuzu kendi becerileri ve isteği doğrultusunda yönlendirmiş oluruz.</p>
<p>‐İlgisi olmayan bir alan için zorlamayız, böylelikle de kendine olan güvenini olumuz etkilemeyiz.</p>
<p>‐Beklentilerimizi baştan belirleyerek hem çocuğumuz hem de kendimiz için zaman tanımış oluruz.</p>
<p>‐En önemlisi, sanatı çocuğumuzun hayatına zorla sokmamış, karşılıklı istek ve heves doğrultunda özendirmiş oluruz.</p>
<p>İster sanata çok yetenekli, ister sadece sanatı hayatında görmekten keyif alan bir çocuğumuz olsun, iki durumda da en önemlisi, çocuğun kendi becerileri ölçüsünde ve hevesi doğrultusunda yol almaktır. </p>
<p><strong>Okul öncesi dönem çocuğunun sanata dair becerileri </strong></p>
<p>Okul öncesi dönem çocuğun meraklı keşifler yaptığı, ilgisini çeken her nesne ile oynadığı ve yaratıcılığını en rahat kullandığı dönemdir. Bu dönemde çocukların kafalarında şemalar, ön yargılar, katı kurallar henüz oluşmadığından yaratma süreci en verimli sonuçlarını verir.</p>
<p>Kutulardan, kâğıtlardan değişik ürünler yaratmak, nesneleri her zamanki fonksiyonlarından farklı kullanmak, kağıt ve boyalarla kendine özel resimler çizmek, dans etmek, müzikle ritm tutmak bu dönemde gözleyebileceğimiz beceriler arasındadır. Bu dönemde sanata yatkın olmak veya sanatçı ruhuna sahip olmaktan çok, çocuğun yaratıcılığını rahatlıkla kullanmasını, kendine özgü ürünler ortaya koymasını, etrafında gördüklerine kişisel özelliklerini katarak farklı bir açıdan bakabilmesini desteklemek, çocuğun sanata atacağı ilk adımlardır.</p>
<p>Bu yaş çocuklarını,</p>
<p>*Değişik nesneler, müzik türleri, ritimler ile tanıştırarak yaratıcılıklarını destekleyebilir,</p>
<p>*Tanıştırdığımız sanatın kapılarından hangisinden keyif aldığını gözleyebilir,</p>
<p>*Çocuğumuzda parıldayan bir yetenek ışığı aramak yerine, onun kendi gelişimi içinde hangi dalda yol almak istediğini gözleyebilir,</p>
<p>*Yuvaya gidiyorsa eğitimcilerinden fikir alabiliriz. </p>
<p><strong>Okul çağı çocukları </strong></p>
<p>Okulun başlaması ile birlikte farklılaşan duygusal ve zihinsel gelişim okul çağı çocuklarının becerilerini de etkiler. Öğretmenlerinden ve eğitimcilerinden sanata dair bilgi almaya, becerilerini yönlendirmeler ile geliştirmeye başlarlar. Bu dönem çocukları gördüklerini daha rahat yorumlar, kendilerine sunulan malzemeler, sanat ürünleri hakkında fikir geliştirebilirler. Böylelikle de sanatı günlük hayatlarına katabilmeye başlarlar.</p>
<p>Bu yaş çocuklarında;</p>
<p>*Yatkın olduğunu fark ettiğimiz –ritimleri duyabilmek, farklı sesleri ayırt etmek, bedenini severek dansta kullanmak, kağıt ve boyalarla birlikte olmaktan keyif almak‐ alanda deneme çalışmaları yapabilir,</p>
<p>*Sanat eğitmenlerinden görüş alabilir,</p>
<p>*Hemen bir alanda uzun soluklu planlar yapmak yerine, ‐eve birkaç sanat enstrümanını da biriktirmeye çalışmadan‐ çocuğun denemesine izin vermek yardımcı olabilir.</p>
<p>Bu dönemde anne babaların düştüğü en temel yanılgı, büyük beyaz bir piyano gördüğünde çok heyecanlanan ve iki dersten sonra sıkılan bir çocuğu ısrarla kursa götürmeye devam için ısrar etmektir. Böyle durumlarda sanat eğitimi aldırmakla, “sanatçı” yetiştirmeye yönelik eğitim aldırmak arasındaki ince çizgiyi hatırlamamız gerekir. </p>
<p><strong>Çocuğunuzun resim ve müziğin olumlu etkilerinden yararlanması için anne baba olarak yapabilecekleriniz: </strong></p>
<p>*Erken yaşlardan itibaren sanatla iç içe olmasını sağlayın.</p>
<p>*Tiyatro dans gösterileri, resim sergileri ve konserlere hayatınızda yer verin.</p>
<p>*Evde sanat malzemeleri bulundurun. Okulla ilgili proje ödevlerinde bu tür malzemeleri kullanmaktan çekinmeyin.</p>
<p>*Ev içinde değişik sanat uygulamalarını ailecek yapın.</p>
<p>*Bol bol müzik dinleyin.</p>
<p>*Basit ama işlevsel müzik aletlerini tecrübe etmesine imkan tanıyın.</p>
<p>*Müze gezileri yaptırın, ancak bu gezilerin çocuğun yaş ve gelişim seviyesine uygun olmasına imkan tanıyın. </p>
<p>*Tatillerde sanatı hayatınıza daha çok katın.</p>
<p>*Müzelerin veya sanatçıların düzenledikleri atölyelere ailecek katılın.</p>
<h1><em><span style="text-decoration: underline;">Sanatın çocuklar üzerindeki etkisi </span></em></h1>
<p>Çocukların resim veya müzikle ilgilenmeleri iki şekilde olabilir. İlkinde çocuğun özel yeteneği doğrultusunda sanatçı olarak yetiştirilmesi ve sanat etkinlikleri ile yoğun olarak ilgilenmesi, ders almasından bahsederiz. Böyle bir deneyim için mutlaka çocuğun neye ilgisinin olduğu belirlenmelidir. Çünkü sanatçı olmak uzun ve emek isteyen bir yoldur.</p>
<p>İkinci yol ise sanatın etkinlikler yolu ile çocuğun hayatında var olmasıdır. Resim, müzik, dans, tiyatro gibi etkinliklerin çocuğun dünyasına katkısı büyüktür:</p>
<p>*Kendini tanımasına yardım eder.</p>
<p>*Hayal dünyasını geliştirir.</p>
<p>*Duygularını rahatça ifade etmesine imkan tanır.</p>
<p>*Farklı bakış açıları geliştirebilir.</p>
<p>*Beden, zihin ve ruh sağlığı olumlu etkilenir.</p>
<p>*Benlik algısı olumluya döner.</p>
<p>*Özgüveni gelişir.</p>
<p>*Sosyal becerileri gelişir.</p>
<p>*Duygusal zeka beslenir.</p>
<p>*Okul başarısı olumlu etkilenir.</p>
<p>*Sağlam bir kişilik geliştirmek için fırsat bulmuş olur.</p>
<p>Tüm bu olumlu gelişmelere sahip olmak için çocuğun bir sanat kursuna katılması veya özel ders alması da gerekmeyebilir. Çünkü resim ve müzik de günlük hayatımızın içinde var olabilir, çocukların sanata olan ilgileri aile tarafından da beslenebilir.</p>
<p>Ayrıca;</p>
<p>*Çocuklar kendilerini ifade ettikleri ölçüde gelişirler. Bu nedenle, sanat da çocuğun kendini geliştirmesine büyük imkan tanır.</p>
<p>*Sanatla ilgilenmek çocuğun okul başarısına da olumlu yansır. Kendini iyi ve mutlu hisseden çocuk okulla ilgili işlerde de ilerleme gösterir.</p>
<p>*Çocuklar kişiliklerini oluştururken kendileri hakkında ipucu toplamaya ihtiyaç duyarlar. Sanatla ilgilenen çocuklar, kendilerini daha iyi tanır, böylece kişiliklerini daha sağlam olarak geliştirebilirler.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><em>Seçil Akaygün Cüntay </em></p>
<p><em>Uzman Psikolojik Danışman</em></p>
<p><em>Kaynak: http://www.guncedanismanlik.net/</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilkkitaplarim.com/cocuk-ve-sanat.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Okulda Başarı&#8230;</title>
		<link>http://www.ilkkitaplarim.com/okulda-basari.html</link>
		<comments>http://www.ilkkitaplarim.com/okulda-basari.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 01 Jan 2012 20:53:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emrah</dc:creator>
				<category><![CDATA[Okul ve Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[okulda başarı]]></category>
		<category><![CDATA[okulda başarının sır]]></category>
		<category><![CDATA[okulda başarmak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilkkitaplarim.com/?p=1223</guid>
		<description><![CDATA[Başarma, bir işten elde edilen yararlı sonuç olarak tanımlanabilir. Yaşam boyu tüm insanların görmek ve yaşamak istedikleri bir olumlu kavramdır. Her konuda başarılı olmak amaçtır. Mutluluk verir. İş’te, aşkta ve okulda başarılı olmak amaçtır, hep. Özel hayatımızın vazgeçilmez hedefidir. Çünkü sonunda bazen maddi olması yanı sıra duygusal yanı doyum sağlar.  Okulda Başarılı Olmak Okul başarısı,<br/><a href="http://www.ilkkitaplarim.com/okulda-basari.html" class="more-link"><span><b>more</b></span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="http://www.ilkkitaplarim.com/wp-content/uploads/2012/01/sinavlarveokul.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-1224" title="sinavlarveokul" src="http://www.ilkkitaplarim.com/wp-content/uploads/2012/01/sinavlarveokul.jpg" alt="" width="400" height="320" /></a>Başarma, </strong>bir işten elde edilen <strong>yararlı sonuç</strong> olarak tanımlanabilir. Yaşam boyu tüm insanların görmek ve yaşamak istedikleri bir<strong> olumlu</strong> kavramdır. Her konuda başarılı olmak amaçtır. Mutluluk verir.<strong> İş’te, aşkta ve okulda başarılı olmak amaçtır, hep. Özel hayatımızın vazgeçilmez hedefidir. Çünkü sonunda bazen maddi olması yanı sıra</strong></p>
<p><strong>duygusal yanı doyum sağlar.<span id="more-1223"></span></strong> </p>
<p>Okulda Başarılı Olmak</p>
<p>Okul başarısı, bilindiği gibi notlarla değerlendirilir. Sınıf geçme yönetmeliğine göre <strong>100 </strong>üzerinden <strong>45</strong> <strong> </strong>puan almanın yeterli olduğu görülür. Bu puanın altında alan öğrenci başarısızdır.</p>
<p>Veliler, çocuklarının ders ve başarı durumlarını öğrenmek üzere bir öğretmeni ile görüşmeye başladıklarında, yazılı ve sözlü notlarına bakılarak genellikle şu yanıtları alırlar.</p>
<ul>
<li>Aslında başarabilir, yeterince çalışmıyor, çalışırsa yapar. (bu değerlendirme 45 puana yaklaşmış veya biraz aşmış öğrenci, içindir)</li>
<li>(daha az başarılı öğrenciler için ise) Hiç çalışmadığını düşünüyorum, ödevlerini yapmıyor. Sınıfa, kitap defter getirmiyor. Dersini dinlemiyor. Böyle devam eder ise sınıfını geçemez.</li>
<li>Çok iyi, çok çalışıyor, ödevlerini düzenli yapıyor, ders sırasında katılımı da çok iyi. </li>
</ul>
<p>Bütün bu yorumlar üzerine şu sonuca ulaşıyoruz. İlk iki şıkta, öğrenci az veya çok kendinden beklenenin altında bir performans göstermektedir. Yani, zihinsel gücünün, düzeyinin altında çaba harcayarak daha düşük notlar almıştır. Bu notlar <strong>sınıf geçmesini sağlasa</strong> bile tam <strong>başarı</strong> sağlanamamıştır.</p>
<p>Son yorumda ise, öğrenci zihinsel gücünü daha çok çaba göstererek kullanmış kendisinden beklenen başarıyı yakalamıştır. </p>
<p>Veli, aldığı bu yorumlarla akşam evinde çocuğunu karışına alıp, anlatır.</p>
<p>-         Bugün okuluna gittim. Öğretmenin bunları söyledi.</p>
<p>-         Çalışıyorum, ama olmuyor..</p>
<p>Bu durumda şu soruların yanıtını bulmak gerekmektedir.</p>
<p><strong>Olmayan nedir?</strong></p>
<p>-         <strong>Çalışma biçimi mi?</strong> yoksa, <strong>çalıştığı halde başaramamak mı? Belki de herikisi.</strong> </p>
<p>Okulda Başarısızlığın nedenleri</p>
<p>Başarısızlık okulun ilk yıllarında oluşmaya başlar, ergenlik çağına geldiğinde yerleşir. Okuldaki başarısızlığın <strong>sosyo-kültürel</strong> ve <strong>psikolojik</strong> nedenleri vardır.</p>
<p><strong>Sosyo-kültürel etkenler</strong> okul başarısı için yeterli güdülemeyi sağlayamayan ya da başarıyı yakalamak için gerekli olanakları sınırlayan sebeplerdir:</p>
<p>-         Düşük <strong>isteklendirme, güdüleme</strong> (motivasyon)</p>
<p>-         <strong>Ailenin</strong> okul ve başarı ile ilgili<strong> tutumları</strong></p>
<p>-         <strong>Öğrencinin tutumu</strong><strong></strong></p>
<p>-         <strong>Okulun etkisi</strong><strong></strong></p>
<p>-         <strong>Akran</strong> grubunun<strong> etkileri</strong></p>
<p>-         Sınırlı <strong>parasal</strong> ve <strong>fiziksel</strong> olanakların yarattığı <strong>etkile</strong>rdir. </p>
<p>Öğrencilerin <strong>bilimsel niteliği</strong> olan potansiyellerini kullanamadıkları için okul başarısızlığına sebep olan psikolojik etkenler ise şunlardır:</p>
<p>-         Okul çalışmalarını <strong>engelleyen gelişim</strong> ile ilgili özellikler,</p>
<p>-         <strong>Bilişsel</strong> (anlama, kavrama, beceri kazanma, öğrenme, belleme) gelişim ve olgunlukta ki <strong>yetersizlik</strong>,</p>
<p>-         <strong>Fiziksel olgunlukta yetersizlik,</strong><strong></strong></p>
<p>-         <strong>Psikopatolojik</strong>(ruhsal kaynaklı hastalık) sorunlar. </p>
<p>Başarısızlık nedenlerinin açılımı ve çocuk üzerindeki etkileri</p>
<p>Okul başarısı ile <strong>karakter niteliği ve gelişimi </strong>arasında doğrudan bir ilişki vardır. <strong>Karakter</strong> <strong>niteliği (benlik)</strong>, bireyin <strong>akıl, anlayış ve bilinç </strong>ve <strong>fiziksel </strong>özelliklerinin tümüne ilişkin <strong>kendini değerlendirmesi; </strong>kendisi ile ilgili <strong>duygu ve düşünceleri geliştirerek başarılı olma alışkanlığı kazanmasıdır.</strong></p>
<p><strong>Benlik, </strong>yalnızca,<strong> </strong>çocuğun oluşturduğu <strong>kendi düşüncelerinden değil</strong>, çevresindeki <strong>önemsediği kişilerin düşünce </strong>ve<strong> davranışlarından </strong>da etkilenir.</p>
<p>Çocuk başarılı olma gereksinimi içindedir. <strong>Başarısız</strong> olduğu sürelerde <strong>bunun doğal</strong> olduğunu açıklamak, gerekir. Ancak<strong> başarılı</strong> olma <strong>yöntemler</strong>i ve <strong>önerileri</strong> uygulamak için, anne, baba veya öğretmenin <strong>işbirliği</strong> gereklidir.</p>
<p>Çocukların fiziksel ve içsel yapılarına göre benlik düzeyi yüksek veya düşük olmaktadır.</p>
<p><strong>Yüksek benlik</strong> <strong>düzeyde</strong> olan çocuklar, <strong>başarılabilir</strong> <strong>hedefler</strong> koyar ve bunları gerçekleştirmek için çabalar.</p>
<p><strong>Düşük benlik düzeyde</strong> ise çocuk<strong> gücünün</strong> çok altında <strong>başarılar</strong> hedeflemektedir. </p>
<p>Fiziksel engel, kronik bir hastalık, öğrenme güçlüğü veya dikkati vermedeki sorun, yoksulluk</p>
<p>parçalanmış aile veya aile içi sorunlar, aile içi ilgisizlik, çevresel ve sosyal baskılar, <strong>benlik</strong> düzeyinin<strong> gelişmesini</strong> engelleyen unsurlardır. </p>
<p>Yüksek benlik düzeyinde olup da başarılarını kendi çabası ve becerisi olarak yorumlayan çocuk kendi <strong>duygularına egemen</strong> olmasını bilir. <strong>Başarısızlığa</strong> uğradığında<strong> üstesinden</strong> <strong>gelmek</strong> için her türlü <strong>donanıma</strong> sahiptir. Bu <strong>içsel güdülenme</strong>(motivasyon) <strong>başarıya</strong> <strong>ulaşmada</strong> bir anahtar ve harekete geçiren <strong>itici güçtür</strong>.</p>
<p><strong>Düşük benlik düzeyinde </strong>olan çocuklar <strong>başarısızlık kaygısı</strong> ile görevden, ödevden ve hatta oyun oynamaktan da kaçınırlar. Küçük bir <strong>düş kırıklığı</strong> karşısında dahi <strong>yaptığı işten</strong> <strong>vazgeçer.</strong> <strong>Eleştirilere açık değildir</strong>. Okul notları düşer veya tüm etkinliklere karşı ilgisini yitirir. </p>
<p>Derslerinden soğumuş öğrencilerin sorunu</p>
<p>Başarısız öğrenci, <strong>anlamakta zorlandığı</strong> için okuyamaz; okuyup <strong>konulara girmedikçe</strong> merak ve ilgi duymaz, <strong>merak </strong>ve <strong>ilgi</strong> olmayınca da <strong>okumaz.</strong> Bir kısır döngüye girmiştir, bunu kırmak gerekir. Bu konuda etkin bir yaklaşım, tutum uygulanmalıdır. </p>
<p>Başarmak zorunda olduğu <strong>öğrenme konusu</strong> ne olursa olsun, öğrenci, o konuyu kuşkusuz kendi bilgi ve anlayış <strong>durumuna uygun düzeyde</strong> bir <strong>kitaptan</strong> veya kaynaktan öğrenmeye başlamalıdır. Kısır döngüden çıkmak ve öğrenme yolunda ilerlemek için başlama noktası olarak seçilecek <strong>uygun düzey</strong>, öğrenci için ne çok<strong> kolay</strong>, ne de çok<strong> zor</strong> bir düzeydir.</p>
<p>Uğraşılan konu ne olursa olsun, <strong>okumak ve öğrenmek için seçilen içerik</strong> bilinmeyen, fakat <strong>bilinenlerle bağlantıya</strong> getirilerek bir çaba ile <strong>anlaşılabilecek düzeyde</strong> olmalıdır. Okunan bilgiler <strong>çok basit</strong> olur ise öğrenecek fazla bir şey olmaz belki de <strong>bıkkınlık</strong> duyulur. Çok <strong>zor</strong> olduğunda da hiç anlaşılmadığı için, <strong>ümitsizliğe</strong> düşülür. </p>
<p>Anlamanın ve ilgi duymanın<strong> şifresi</strong> bu noktadadır.<strong> Bilmemek</strong>, fakat <strong>bildikleri</strong> ile <strong>anlayabilecek konumda</strong> olmak, <strong>anlamak</strong> ile birlikte <strong>ilgi yoğunluğu</strong> başlar ve giderek artar. Görülüyor ki <strong>istek</strong> ve <strong>kararlı çaba ile ilgi</strong> de yapılan bu işin, <strong>içinden doğmalıdır.</strong> Anlamak, <strong>zevk duymasına</strong> vesile olur. İlgi uyandırır, <strong>güven duygusu aşılar</strong>. Bu güzel duygular onun <strong>istek ve azmini arttırır</strong>. Onu tadını aldığı için bu konuda uğraş vermeye yönlendirir. Bu noktayı yakalamış öğrenci, <strong>aşamalarla</strong> daha ileri, ama <strong>hep çaba</strong> ve <strong>azimle anlayabileceği</strong> kitaplara (kaynaklara) yönelmelidir. </p>
<p>Kendi <strong>anlama düzeyinden kaygı</strong> duyduğu için öğrenci, anlama ümidini yitirip, dersten soğur ve <strong>okumadan uzaklaşır</strong>. Kendisini karamsarlığa ve küskünlüğe düşürecek böylesi bir işe el atmak istemez. Bu nedenle <strong>bilgilerle yeniden</strong> bağlantıyı sağlayacağı, <strong>anlaşılır düzeyde</strong> bir <strong>içerik</strong>le buluşması ve bunu sürdürmesi gerekir. <strong>Her aşamada</strong>, o basamağa gelinceye dek kazanılmış <strong>bilgilerle</strong> bağlantı kurulacağı için <strong>bilinmeyenleri</strong>, önceki bilgilerle <strong>yorumlamak </strong>olanaklıdır. Düzenli olarak bu tutum ve anlayışla okuyan öğrenci, bundan böyle <strong>anladığını, ilgi duyduğunu </strong>ve<strong> dikkatini </strong>konu<strong> </strong>üzerine<strong> yoğunlaştırdığını </strong>görecektir.</p>
<p><strong>Böylelikle kısır döngü kırılmış ve çözülmüştür.</strong> </p>
<p>İnsanlar farkına varmadan, kendi <strong>gerçek kapasitelerinin</strong> çok altında bir <strong>düşünme, anlama</strong> ve <strong>yorumlama</strong> <strong>gibi zihinsel faaliyetlerini</strong> kullanmaktadırlar. Bunu, arttırmak kapasitesini genişletmek, kişinin elindedir. Hiçbir güç, bireyin <strong>kendi kendisini harekete</strong> <strong>geçirme gücünden</strong> daha <strong>etkili değildir</strong>. Ancak, bu konuda öğrenciyi anne baba ve okul desteği ile sistemli uygulanacak bir yöntemle <strong>kendi potansiyel kapasitesini şu andakinden daha yüksek bir başarı düzeyine çıkarabilir.</strong><strong> </strong></p>
<p>Sonuç olarak şu gerçeği kabul etmek gerekir ki; öğrencilerin şu anda gösterdikleri performans ve başarının <strong>gerçek kapasitelerinin altında olduğudur.</strong><strong> </strong></p>
<p>Okul başarısını arttırmak için aile içi öneriler </p>
<ul>
<li>Çocuğu <strong>başarmaya özendiriniz</strong>. Böylesi bir yaklaşım okul başarısını da arttıracaktır.</li>
<li><strong>Özendirdiğiniz başarı</strong> oranı ne denli yüksekse okul başarısı da o orandadır.</li>
<li>Birlikte seçmeyi düşündüğünüz <strong>meslekle ilgili özenişleri</strong> yüksek düzeylere çıkartın. Okul başarısının yükseldiğini göreceksiniz.</li>
<li>Anne babanın <strong>okulla ilişkilerinin sıklığı</strong> arttıkça, çocuğun başarısı artacaktır.</li>
<li>Aile içi <strong>tartışmalara katılma olanağı</strong> tanıyın. Sorunun çözümüne katkısı ile ona “<strong>ailenin bireyi</strong>” olma hakkını vermiş olmanın yanı sıra, doğru yorumda ve çözümü bulmadaki çabaları okul başarısının yükselmesine neden olacaktır.</li>
<li>Aile içi tartışma konularının<strong> çeşitliliği</strong> ve onun katılımı ile başarı artacaktır.</li>
<li>Anne baba çocukla <strong>ortak etkinliklere</strong> katılın. Bu etkinlikler yanı sıra oyun çeşitliliği de başarıyı arttıran unsurlardır.</li>
<li>Çocuğu <strong>bağımsız</strong> olmaya heveslendirin, yöneltin.</li>
<li>Çocuğun her <strong>sorduğu ve öğrenmeye</strong> çalıştığı konulara <strong>doğru yanıtlar</strong> vermelisiniz, geçiştirmek amaçlı yanıtlar vermeyin. Araştırıp doğru yanıtı erteleyerek de vermelisiniz.</li>
<li>Çocuğunuzun aile içi ve dışı sorunları ile yakından, samimi olarak ilgilenin. </li>
</ul>
<p><strong>İşte size çocuğunuzun okul başarısında ki ip uçları..  </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilkkitaplarim.com/okulda-basari.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hamilelik Sürecinde Alınan İlaçlar Bebeğinizi de Etkiler</title>
		<link>http://www.ilkkitaplarim.com/hamilelik-surecinde-alinan-ilaclar-bebeginizi-de-etkiler.html</link>
		<comments>http://www.ilkkitaplarim.com/hamilelik-surecinde-alinan-ilaclar-bebeginizi-de-etkiler.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 01 Jan 2012 20:47:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emrah</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gebelik Süreci]]></category>
		<category><![CDATA[bebeği etkileyen ilaçlar]]></category>
		<category><![CDATA[gebelikte ilaç kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[hamilelikte ilaç kullanı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilkkitaplarim.com/?p=1219</guid>
		<description><![CDATA[Hamilelik sırasında aldığınız hemen her ilaç bebeğinizi de etkiler. Aspirin gibi görünüşte zararsız bir ilaç bile, plasentadan geçerek bebeğinize ulaşır. Bu nedenle, doktorunuz onaylamadıkça ilaç almaktan kaçının. İlacın zorunlu olduğu bir rahatsızlığınız varsa, doktorunuz bebeğinizi gereksiz yere tehlikeye atmadan sorununuza yardımcı olacak bir ilaç seçecektir. Bazen ceninin bir ilaca maruz kalmasının etkileri yıllarca ortaya çıkmayabilir.<br/><a href="http://www.ilkkitaplarim.com/hamilelik-surecinde-alinan-ilaclar-bebeginizi-de-etkiler.html" class="more-link"><span><b>more</b></span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.ilkkitaplarim.com/wp-content/uploads/2012/01/medicines3.jpg"><img class="alignleft" title="medicines3" src="http://www.ilkkitaplarim.com/wp-content/uploads/2012/01/medicines3-300x286.jpg" alt="" width="300" height="286" /></a>Hamilelik sırasında aldığınız hemen her ilaç bebeğinizi de etkiler. Aspirin gibi görünüşte zararsız bir ilaç bile, plasentadan geçerek bebeğinize ulaşır.</p>
<p>Bu nedenle, doktorunuz onaylamadıkça ilaç almaktan kaçının. İlacın zorunlu olduğu bir rahatsızlığınız varsa, doktorunuz bebeğinizi gereksiz yere tehlikeye atmadan sorununuza yardımcı olacak bir ilaç seçecektir.<span id="more-1219"></span></p>
<p>Bazen ceninin bir ilaca maruz kalmasının etkileri yıllarca ortaya çıkmayabilir. Dietilstilbestrol (DES) alan kadınların kız çocuklarında ortaya çıkan durum budur. Bu ilaç düşük tehlikesi olduğu düşünülen ya da daha önce düşük yapmış kadınlara yaygın bir şekilde veriliyordu. 1970 lerde, gelişme çağındaki bir çok kızda ve genç kadında olağandışı vajina, rahim boynu ve rahim değişiklikleri olduğu teşhis edildi. Ortak noktaları, annelerinin hamilelik sırasında DES almış olmalarıydı.</p>
<p>Cenini ters bir şekilde etkilediği bilinen ilaçlara teratojenler denir. Genel olarak, ilaç almanın en tehlikeli olduğu zaman hamileliğin ilk üç ayıdır, çünkü cenin gelişimi o zaman gerçekleşir ve cenin zedelenmeye çok açıktır. Ancak, aspirin gibi bazı ilaçlar hamileliğin daha sonraki dönemlerinde daha tehlikelidir.</p>
<p>Tıbbi bir rahatsızlığı tedavi etmek için mutlaka gerekli olmadıkça, hamilelik sırasında çoğu ilaçtan kaçınmak gerekir, ama bazı durumlarda ilaçlar cenine zarar vermekten çok yararlı olabilir.</p>
<p>Ceninin kalp atım hızındaki bazı anormallikler, annede kalp anormalliği olmasa bile, anne aracılığıyla kalp ilaçları uygulanarak tedavi edilebilir. Aynı şekilde, doktorunuz, tıbbi bir sorun nedeniyle doğumun gebeliğin 32. haftasından önce suni olarak başlatılması gerektiğine karar verirse, bebeğin doğumdan sonra nefes</p>
<p>alabilmesini sağlamak için bebeğe doğumdan önce kortikosteroid ilaçlar verilebilir.</p>
<p>Bazen hamilelikte ilaçlardan kaçınmak mümkün olmayabilir. Bazı kadınlarda ilaç gerektiren şeker ya da hipertansiyon gibi kronik hastalıklar vardır. Birçok hamile kadında antibiyotiklerin kullanımını gerektiren idrar enfeksiyonları ortaya çıkar. Ve doktorlar sık sık virütik bir hastalık nedeniyle yüksek ateşi olan hamile hastalarına asetaminofen almalarını önerir, çünkü uzun süren yüksek ateş cenin için potansiyel olarak tehlikelidir. Aşağıda doğum kusurlarına yol açtığı bilinen ya da yol açtığından kuşkulanılan bazı ilaçlar belirtilmiştir.</p>
<p>lsotretinoin (Accutane) akne için kullanılan bir ilaçtır. Kalp hastalığına ve ciddi yüz ve kulak anormalliklerine yol açabilir.</p>
<p>Antibiyotik streptomisin hamile bir kadın tarafından uzun süre kullanıldığında sağırlığa yol açabilir; tetrasiklin kemik büyümesinin geri kalmasına neden olabilir ve diş rengini değiştirebilir.</p>
<p>Dicumarol kalp rahatsızlığı ya da aşırı kan pıhtılaşması olan bazı hastalar tarafından kullanılan bir antikoagülandır [kanın pıhtılaşmasını önleyen ya da geciktiren madde]. Anormal yüz uzuvları ve zeka geriliği bu ilacın kullanımıyla ilişkilendirilmektedir.</p>
<p>Nöbetli hastalıklar (epilepsi) için kullanılan, konvülsiyonları önleyici bir ilaç olan dilantin tümörlere, büyüme geriligine ve başka anormalliklere yol açabilir.</p>
<p>Su tutulması sorun olduğunda kullanılan diüretikler, aşırı kullanıldıklarında ceninin beslenmesini etkileyebilirler.</p>
<p>Metiltestosteron dişi ceninde erkek özelliklerinin gelişmesine neden olabilir.</p>
<p>Sakinleştiriciler doğumdan sonra aylarca devam eden titremeler yaratabilirler.</p>
<p>Valium depresyona yol açabilir.</p>
<p>Bu eksiksiz bir liste değildir. Herhangi bir ilacı almadan önce mutlaka doğum uzmanınıza danışın.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilkkitaplarim.com/hamilelik-surecinde-alinan-ilaclar-bebeginizi-de-etkiler.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bademcik ve Geniz Eti Ameliyatları Hakkında Bilgilendirme</title>
		<link>http://www.ilkkitaplarim.com/bademcik-ve-geniz-eti-ameliyatlari-hakkinda-bilgilendirme.html</link>
		<comments>http://www.ilkkitaplarim.com/bademcik-ve-geniz-eti-ameliyatlari-hakkinda-bilgilendirme.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 01 Jan 2012 20:41:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emrah</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Çocuk Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[bademcik]]></category>
		<category><![CDATA[bademcik ve genizeti]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda bademcik]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda genizeti]]></category>
		<category><![CDATA[geniz eti ameliyatları]]></category>
		<category><![CDATA[genizeti]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilkkitaplarim.com/?p=1213</guid>
		<description><![CDATA[Bademcikler ağız içerisinde dil kökünün her iki yanına yerleşmiş lenf dokusudur. Geniz eti ise burun arkasındaki boşlukta yerleşmiş lenf dokusudur.  Bulunduğu yer nedeniyle büyümeleri halinde boğazın çapını daraltarak horlamaya ve daha ileri durumlarda uykuda nefes tıkanması ve durmalarına neden olabilirler.  Özellikle çocuklarda yapısal olarak daha dar olan havayolunu tıkayan en önemli sebep geniz eti ve<br/><a href="http://www.ilkkitaplarim.com/bademcik-ve-geniz-eti-ameliyatlari-hakkinda-bilgilendirme.html" class="more-link"><span><b>more</b></span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.ilkkitaplarim.com/wp-content/uploads/2012/01/childrenimage01.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-1214" title="childrenimage01" src="http://www.ilkkitaplarim.com/wp-content/uploads/2012/01/childrenimage01-300x219.jpg" alt="" width="300" height="219" /></a>Bademcikler ağız içerisinde dil kökünün her iki yanına yerleşmiş lenf dokusudur. Geniz eti ise burun arkasındaki boşlukta yerleşmiş lenf dokusudur. </p>
<p>Bulunduğu yer nedeniyle büyümeleri halinde boğazın çapını daraltarak horlamaya ve daha ileri durumlarda uykuda nefes tıkanması ve durmalarına neden olabilirler. <span id="more-1213"></span></p>
<p>Özellikle çocuklarda yapısal olarak daha dar olan havayolunu tıkayan en önemli sebep geniz eti ve bademciklerdir. Uyku sırasında gevşeyen boğaz etrafındaki kaslar zaten dar olan hava yolunun tamamen kapanmasına neden olabilir.Çocuklarda Horlama, yatakta sık yer değiştirme, huzursuz ve yetersiz uyku, gece terlemeleri, diş gıcırdatmaları gibi belirtilerle ortaya çıkan bu durum, büyüme ve gelişmede geri kalmaya, saldırganlık, huysuzluk gibi kişilik değişikliklerine, öğrenme güçlüklerine, diş yapısında bozukluklara ve sık tekrarlanan diş çürüklerine, yüzde büyüme ve şekil bozukluklarına neden olabilmektedir. </p>
<p>Uykuda nefes alma güçlüğü yaşayan çocuklarda geniz eti dokusunun alınması, bademcik dokusunun sık iltihaplanıyorsa alınması veya iltihaplanmayan bir yapıdaysa çeşitli teknolojik yöntemlerle küçültülmesi dünyada yaygın olarak kabul gören tedavi yaklaşımlarıdır. </p>
<p>Çocuklarda ameliyat sondasında erken dönemde rahatlama gözlenmekte, davranışlarda ilk 6 aylık süreç sonunda gelişme ve büyümelerinde olumlu değişiklikler görülmektedir. </p>
<p>Bu ameliyatlarda hava yolu önemli ölçüde genişletilmektedir; ameliyat sonrası ilk günlerde ağrı nedeniyle çocuğun gıda alımı azalabilmekte, ebeveynlerin ilgisine daha fazla ihtiyaç oluşabilmektedir. </p>
<p><strong>Bademciler ve Geniz eti ameliyatları için Günümüzde çeşitli Seçenekler vardır;</strong><strong> </strong></p>
<p>1)      Klasik Yöntem: Bademcikler alttaki kas tabakasından mekanik aletlerle ayrılır.Eskiden beri kullanılan, alışılmış bir yöntemdir ve bademcikler tümüyle çıkarılmaktadır.</p>
<p>2)      Elektrokoter Yöntemi: Bu Yöntemle Klasik aletler yerine elektrik akımı kullanılmaktadır. Klasik yöntemde olduğu gibi bu yöntemle de bademcikler tam olarak çıkarılmaktadır.</p>
<p>3)      Coblator Yöntemi: Coblator, radyofrekans enerjisi ile dokuları buharlaştırabilen bir cihazdır. Bu cihaz ile bademciklerin büyük bir kısmı alınabilir.Özellikle tıkayıcı büyüklükteki bademciklerin küçülmesini, kronik bademcik iltihaplarında hastalıklı dokunun büyük ölçüde ortadan kaldırılması amacıyla kullanılabilmektedir.Ayrıca bademciklere bağlı  ağız kokusu şikayeti olan erişkinlerde de koku yapan dokunun ortadan kaldırılması kullanım alanları arasındadır.</p>
<p>4)      Radyofrekans Yöntemi: Radyofrekans enerjisi veren cihaza bağlı iğne bademciklere batırılmaktadır.Bu iğne yoluyla verilen radyofrekans enerjisi bademciklerin büzüşmesine ve boyut olarak küçülmesine neden olur. Erişkinlerde ve büyük çocuklarda bu yöntem genel anestezi verilmeden de uygulanabilmektedir.Uygulama sonrasında ağrı daha az görülmektedir ve normal yemek alışkanlıklarına dönüş kolaylaşmaktadır. Hastalıklı olmayan ancak büyük olan bademciklerin çıkarılmayıp sadece küçültülmesi amaca uygun tedavi sağlamaktadır.</p>
<p>5)      Geniz Eti Traşlama Yöntemi: Günümüzde klasik geniz eti ameliyetlarının alternatifi olarak endoskopik görüş altında shaver (traşlama cihazı) kullanılır.</p>
<p>6)      Geniz Eti Coblasyon Yöntemi: Geniz eti dokusunun coblasyon yöntemi ile direk endoskopik görüş altında alınması yöntemi dünyada da son yıllarda yaygınlaşmaya başlamıştır. Operasyon sırasında kanama miktarı az olup, operasyon sonrası ağrı düşük düzeydedir.</p>
<p>Her iki yöntemde de (5.-6. madde) endoskopun sağladığı net görüntü, geniz etinin tam ve gerektiği kadar çıkarılmasına izin vermektedir.Geniz etinin tekrar oluşma riski azalmaktadır.</p>
<p>7)      Termal Welding Sistemi(TWS): Bu sistemde bademcik ameliyatı, dokudaki protein Moleküllerinin doğal halini bozan (denatüre eden) bir ısıtıcı sistemi kullanılarak gerçekleştirilir. Bu yöntemin avantajları ameliyat esnasında kanamanın az olmasıdır.</p>
<p>En uygun ve doğru yöntem, doktorunuz ile beraber belirleyeceğiniz yöntemdir.Hangi yöntem seçilirse seçilsin sıklığı azalmasına rağmen bademcik ve geniz ameliyatları sonrası ağrı ve kanama halen karşılaşılabilen sorunlardır. Ancak günümüzde gelişen teknoloji ve cerrahi teknikler ameliyat sonrası komplikasyon sıklığı azalmaktadır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>            İyi günler dileriz….</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>            <a href="http://www.acibadem.com.tr/">www.acibadem.com.tr</a> Alo Acıbadem 4445544</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilkkitaplarim.com/bademcik-ve-geniz-eti-ameliyatlari-hakkinda-bilgilendirme.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Zeka Doğuştan mı Sonradan mı?..</title>
		<link>http://www.ilkkitaplarim.com/zeka-dogustan-mi-sonradan-mi.html</link>
		<comments>http://www.ilkkitaplarim.com/zeka-dogustan-mi-sonradan-mi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 18 Dec 2011 21:26:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emrah</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çocuk ve Zeka]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk ve zeka]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda zeka doğuştanmı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda zeka gelişimi]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda zeka nasıl gelişir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilkkitaplarim.com/?p=1186</guid>
		<description><![CDATA[Bebeklerin zeka gelişiminin anne karnındayken başlayıp, çocukluk yıllarına kadar devam ettiğini biliyor muydunuz? Peki çocuğunuzun zekâsını geliştirmek için size birçok görev düştüğünü? Parents Dergisi&#8217;nden Müge Serçek, bebek ve çocukların zekâsını geliştirmek için neler yapılması gerektiğini, Davranış Bilimleri Enstitüsü (DBE) Çocuk ve Genç Bölümü Uz. Klinik Psikolog Aslı Kızıltoprak Tuna’ya sordu.  Zekâ nedir, geliştirilebilir mi? Şimdiye<br/><a href="http://www.ilkkitaplarim.com/zeka-dogustan-mi-sonradan-mi.html" class="more-link"><span><b>more</b></span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.ilkkitaplarim.com/wp-content/uploads/2011/12/christmas-kids.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-1187" title="christmas-kids" src="http://www.ilkkitaplarim.com/wp-content/uploads/2011/12/christmas-kids.jpg" alt="" width="400" height="266" /></a>Bebeklerin zeka gelişiminin anne karnındayken başlayıp, çocukluk yıllarına kadar devam ettiğini biliyor muydunuz? Peki çocuğunuzun zekâsını geliştirmek için size birçok görev düştüğünü?<span id="more-1186"></span></p>
<p>Parents Dergisi&#8217;nden Müge Serçek, bebek ve çocukların zekâsını geliştirmek için neler yapılması gerektiğini, Davranış Bilimleri Enstitüsü (DBE) Çocuk ve Genç Bölümü Uz. Klinik Psikolog Aslı Kızıltoprak Tuna’ya sordu. </p>
<p>Zekâ nedir, geliştirilebilir mi?<br />
Şimdiye kadar zekânın tanımı konusunda pek çok anlayış geliştirildi. Eski anlayışa göre zekâ, doğumla birlikte belirlenmiş olan, sabit ve değiştirilemeyecek bir kavramken günümüzde birçok alt yetenekten meydana geliyor. Bu yetenekler doğuştan getirildiği gibi sonradan da kazanılır ya da geliştirilir. Zekâ, çocukları sayısal verilere dayanarak sınıflandırmaktan ziyade, onların içlerinde var olan potansiyelleri anlamak, hangi alanlarda daha başarılı olabileceklerini ortaya çıkartmak için kullanılır. </p>
<p>Bebeğin zekâ gelişimi tam olarak ne zaman başlar?<strong><br />
</strong>Zekâ gelişiminin hamilelik döneminde başladığını söyleyebiliriz. Anneler beslenmeleri ve ruhsal hallerine dikkat ederek bebeklerinin zeka gelişimlerine katkıda bulunabilirler. Bu dönemde annenin öncelikle sağlık kontrollerini düzenli bir şekilde yaptırması, vitamin ve demiri eksik etmemesi, beslenmesine özen gösterip, ideal miktarda kilo alması ve düzenli bir şekilde egzersiz yapması bebeğin gelişimini önemli ölçüde etkiler.</p>
<p>Annenin mutlu olmasıyla çocuğun zekası arasında bir ilişki var mıdır?<br />
Annenin mutlu ve neşeli olması, bebeğini isteyerek beklemesi ve onunla iletişim halinde olması bebekte güven duygusunun temellerini oluşturur. Yapılan araştırmalar anne karnındaki 5-6 aylık bebeklerin dışarıdan sesler duyduklarında tepki gösterip kalp atışlarının arttığını göstermiştir. Bu nedenle annenin bebeğine konuşması, şarkılar mırıldanması bebek için oldukça olumludur. Buna karşılık depresyonda olan, bebeğini istemeyen anneler olumsuz duygularını hormonlar yoluyla bebeklerine ilettiklerinden prematüre doğum, düşük kilo doğumların ortaya çıktığı da yine araştırmaların sonuçları. Bu çocukların ileriki yaşamlarında da güvensiz olmaları ve sosyal uyum sorunları ile karşılaşmaları olası. </p>
<p>İlk üç yılda anne ve bebek arasındaki ilişki, bebeğin zekâsına nasıl etki ediyor?<br />
Bu dönem çocuğun zekâ gelişimi açısından belki de en önemli dönemidir. Gülümsemek, konuşmak, dokunmak, sarılmak, öpmek bebeğin gelişimine önemli ölçüde katkıda bulunacaktır. Anneyle kurulan güvenli bir bağ bebeğin çevresini keşfetmeye ve becerilerini ortaya çıkartmasına fırsat verecektir. Bu dönemde bebeklerin algı ve hareket gelişimi, zihinsel, duygusal ve dil gelişimi çok hızlı olduğundan, farklı öğrenme deneyimleri ile (insanlar, oyuncaklar, eşyalar, hayvanlar, renkler) karşılaşmalarını sağlamak çok önemlidir. Ancak bu şekilde bebeğin beynindeki sinir ağlarının gelişimi hızlanır ve zekâ gelişimi de bundan olumlu yönde etkilenir. Eğer bebeğin doğuştan getirdiği bu sinir hücreleri arasındaki bağlarının gelişmesine sebep olacak uyaran ve ihtiyaçlar bebeğe verilmez ise bu hücreler ölür. </p>
<p>Bebeklerin zekâsını annelerinden alındığı biliniyor, bu doğru mu?<br />
Bu konu son zamanlarda fazlasıyla tartışılan bir konu olması itibari ile yapılan son çalışmalar her ne kadar zekânın anneden bebeğe geçtiğini ifade ediyor olsa da biz Enstitü olarak buna kesin bir yanıt vermemeyi tercih ediyoruz. </p>
<p>Sosyal çevrenin zekânın gelişimine etkisi var mı?<br />
“Sevdirmez, öptürmez, utangaçtır” diyerek bebeği insanlardan kaçırmak yerine onlarla ilişki kurabilmesi için cesaretlendirmek, bebeğin zekâ ve sosyal gelişimi açısından daha doğrudur. Çocuklar doyurulmaz bir merak, enerji ve etkinlik içindedirler. Eğer evdeki yaşam, disiplin ortamı bu girişkenliğe fırsat tanıyan, deneme-yanılmalara olanak sağlayan bir yapıda ise çocukların girişkenlik duygusu gelişimini sürdürür; zihinsel becerilerini sınayıp geliştirme fırsatı ortaya çıkar. Aksi durumda pasif, çekingen ve güvensiz çocuklar ortaya çıkar. </p>
<p>Çoklu zekâ kavramı nedir?<br />
Çoklu zekâ kavramı 1983 yılında Howard Gardner tarafından geliştirilmiştir. Bu kurama göre zekâ, içinde bulunduğumuz sosyal ortamda yararlı şeyler yapabilmek, problemlere çözüm üretebilmek ve değişimlere ayak uydurup, yaşamı devam ettirebilmek için her kişide bulunabilecek yetenek ve beceri alanlarıdır. Her bireyde bu alanlar farklı düzeylerde bulunabildiği gibi, uygun imkânlar sağlandığı takdirde her birey bu alanları geliştirebilme kapasitesine de sahiptir. Bu kurama göre 8 çeşit zekâ vardır: Sözel-dilsel zekâ, mantıksal-matematiksel zekâ, görsel-mekânsal zekâ, bedensel-kinestetik zekâ, müziksel-ritmik zekâ, kişilerarası-sosyal zekâ, kişisel-içsel zekâ ve doğacı-varoluşçu zekâ. Bu zekâ alanları birbirleri ile iletişim halindedir ve bir iş yapılırken tek başlarına değil, bir kaçı bir arada kullanılırlar. </p>
<p>Zekâ gelişiminde anne ve babalara düşen görevler<br />
• Çocuğunuzu 3 yaşına kadar televizyondan olabildiğince uzak tutun.<br />
• Çocuklarınızla oyun oynayın. Erken çocukluk döneminde oynanan oyunlar bebeğin zekâ gelişimi için oldukça önemlidir. Oyun, sorumluluk alma, paylaşma, işbirliği yapma, problem çözme becerilerini geliştirme imkânı tanır.<br />
• Yaşına uygun legolar, yap-bozlarla oynamasını sağlayın. Resim yapmasına destek olun.<br />
• Resimler arasındaki farklılıkları bulma, hikâye tamamlama gibi bilişsel becerilerini geliştirecek oyunlar oynayın.<br />
• Çocuğunuzun zihinsel yapısı ve öğrenme biçimine uygun aktiviteler ve hedefler belirleyin.<br />
• Çocuğunuzun merakla her şeyi sormasından sıkılmayın, bıkmadan sorularına cevap verin. Konuşun ve o konuşurken de onu gerçekten dinlediğinizi, anladığınızı gösterin.<br />
• Seçimlerine saygı duyun. Kendi başına giyinmesine, kendi istediği yemeği yemesine (belli koşullar dâhilinde) izin verin.<br />
• Olumsuz davranışlarını cezalandırmak yerine, olumluları ödüllendirin. “Yapabilirsin, başarabilirsin, üstesinden gelebilirsin” gibi mesajlar verin.<br />
• Çocuğunuza model olun. Ondan yapmasını istediğiniz şeyleri öncelikle siz yapın. Örneğin, kitap okuyun, spor yapın, sanatsal aktivitelere katılın. </p>
<p>Oyuncağını söyle, mesleğini söyleyeyim!<strong><br />
</strong>Çocukların zekâ gelişimine yönelik yüksek lisans tezi hazırlayan Uğur Zat Tan, oyuncakların çocukların zekâ gelişimini, dolayısıyla da meslek seçimini etkilediğini söylüyor. “Çocuklar farklı ilgi ve yeteneklerinin belirlenebileceği farklı zekâ gruplarına göre (Gardner Çoklu Zekâ Kuramı) oyuncaklar ile tanıştırılma şansı yakalarlarsa yetenek ve ilgileri belirlenebilir. İlgi ve yetenekleri hakkındaki bu ipuçları onların mesleki eğilimlerini belirler.” Uğur Zat Tan Çoklu Zeka’ya göre oyuncak seçimini ve bu seçimin meslek yönelimine etsini şöyle sınıflandırıyor. </p>
<p><strong>Çoklu Zekâ Kuramı’na göre oyuncaklar ve uygun meslekler </strong></p>
<p>Dilsel zekâ: Kart ve pano oyunları, oyuncak telefon, hikâye yaratılabilecek set oyuncaklar, telsiz oyuncaklar.<br />
Dilsel zeka alanı: Editör, avukat, hakim, öğretmen, politikacı, kütüphaneci, postacı, farmakoloji, televizyon ve gazete raportörü, aktör.</p>
<p>Müzikal zeka: Enstrümanlar, müzik dinlemeye imkan veren aparatlar, karaoke.<br />
Müzikal zekâ alanı: Müzisyen, dansçı, eğence sektörü çalışanı, müzik öğretmeni, şarkı sözü yazarı, besteci.</p>
<p>Mantıksal matematiksel zekâ: Bloklar, kümelenebilen ve yerleştirilebilen oyuncaklar, puzzle, pastel boyala yapılan çalışmalar, tombala oyunları.<br />
Mantıksal matematiksel zekâ alanı: Bankacı, muhasebeci, mali müşavir, bilim adamı, mimar, bilgisayar programcısı, marangoz, mühendis, kobi sahibi.</p>
<p>Uzamsal zekâ: Bloklar ve blok çeşitleri, çizim yapılabilecek herhangi bir materyal, oyun hamurları, parmak oyunlar, puzzle. Uzamsal zekâ alanı: Artist, pilot, fotoğrafçı, kuaför, mimar, mühendis, marangoz, ressam, heykeltıraş.</p>
<p>Bedensel kinestetik zekâ: Bloklar ve blok çeşitleri, sallanabilen, tırmanılabilen, itilebilen, çekilebilen oyuncaklar, bisiklet.<br />
Bedensel kinestetik zekâ alanı: Bedensel işlerde çalışan işçi, itfaiyeci, atlet, astronot, terzi, doktor, dansçı, koreograf, artist.</p>
<p>Kişilerarası sosyal zekâ: Bloklar ve blok çeşitleri, oyuncak telefon, kuklalar ve minyatür bebekler, bir konuya ait materyaller, giydirilebilir ve çıkarılabilir kıyafetler ve bebekler.<br />
Kişilerarası sosyal zeka alanı: Öğretmen, çocuk gelişimi uzmanı, garson, hemşire, kasa görevlisi, psikolog, sosyal işler çalışanı, resepsiyonist, KOBİ sahibi, halkla ilişkiler çalışanı.</p>
<p>Doğa zekâsı: Kum, su, taşlar, çiftlik hayvanları, oyuncak hayvanlar, oyuncak kürek.<br />
Doğa zekâsı alanı: Hayvanat bahçesi çalışanı, balıkçı, çiçekçi, veteriner, ormancı, peyzaj mimarı.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilkkitaplarim.com/zeka-dogustan-mi-sonradan-mi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda Şiddet ve Şiddet Eğilimi</title>
		<link>http://www.ilkkitaplarim.com/cocuklarda-siddet-ve-siddet-egilimi.html</link>
		<comments>http://www.ilkkitaplarim.com/cocuklarda-siddet-ve-siddet-egilimi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 18 Dec 2011 21:18:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emrah</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çocuk Psikolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda şiddet]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda şiddet eğilimi]]></category>
		<category><![CDATA[şiddet eğilimi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilkkitaplarim.com/?p=1181</guid>
		<description><![CDATA[Gençlerin ve çocukların şiddet içeren davranışlarının artması günümüz toplumunun en önemli sorunlarından biridir. Bilimsel araştırmalar, yazılı ve görsel basından takip ettiğimiz örnekler bize sözel veya fiziksel, her türlü şiddet içeren davranışın daha küçük yaşlara yayıldığını ve gittikçe arttığını göstermektedir. Şiddet, kişinin başka insanlara ya da çevresine yönelik olarak gösterdiği zarar verme durumu olarak tanımlanabilir. Bu<br/><a href="http://www.ilkkitaplarim.com/cocuklarda-siddet-ve-siddet-egilimi.html" class="more-link"><span><b>more</b></span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.ilkkitaplarim.com/wp-content/uploads/2011/12/childrenfighting01.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-1182" title="childrenfighting01" src="http://www.ilkkitaplarim.com/wp-content/uploads/2011/12/childrenfighting01.jpg" alt="" width="425" height="282" /></a>Gençlerin ve çocukların şiddet içeren davranışlarının artması günümüz toplumunun en önemli sorunlarından biridir. Bilimsel araştırmalar, yazılı ve görsel basından takip ettiğimiz örnekler bize sözel veya fiziksel, her türlü şiddet içeren davranışın daha küçük yaşlara yayıldığını ve gittikçe arttığını göstermektedir.<span id="more-1181"></span></p>
<p>Şiddet, kişinin başka insanlara ya da çevresine yönelik olarak gösterdiği zarar verme durumu olarak tanımlanabilir. Bu zarar verme davranışı, vurma, kırma, dövme, kavga etme, itme, yaralama, eşyalara zarar verme şeklinde fiziksel boyutta olabileceği gibi alay etme, aşağılama, tehdit etme, gözdağı verme, sözel sataşma, kızdırma, hakaret etme, dışlama gibi sözel ve psikolojik boyutta da olabilir. Çocuklarda Şiddet Neden görülür?. Şiddet davranışlarını tek bir nedene bağlamak doğru değildir. Bu davranışların oluşumunda genetik faktörler, aileyi etmenler, bireysel etmenler, çevresel/toplumsal faktörlerin ayrı ayrı payı vardır.</p>
<p>Sıralanan nedenler mutlaka her bireyde şiddet davranışını tetikleyecek diye bir çıkarımda bulunmak yanlış olur. Denilebilir ki; bu faktörler ve şiddet içeren davranışlar arasında anlamlı bir ilişki vardır. Bu sebeple; sıralanan etmenlerin varlığı çocukların şiddete başvurma ihtimalini arttırmaktadır.</p>
<p><strong>Aileyi Etmenler         </strong></p>
<p>• Aile içi iletişim ve etkileşim kopukluğu<br />
• Tutarsız disiplin yaklaşımı<br />
• Uygunsuz sınır koyma<br />
• Aşırı baskıcı ya da aşırı rahat aile tutumları<br />
• Sevgi, ilgi eksikliği, ihmal<br />
• Sıklıkla engellenme ve cezalandırılma<br />
• Aile içi şiddete maruz kalma ya da şahit olma<br />
• Fiziksel, duygusal ve cinsel açıdan istismar edilme<br />
• Yanlış ya da yetersiz gözetim ve yönlendirme<br />
• Olumsuz rol modelleri<br />
• Düzensiz ve tutarsız aile ortamı<br />
• Suç geçmişi olan aile üyeleri, akrabalar<br />
• Sınırlandırıcı, baskıcı ve yargılayıcı aile ortamları </p>
<p><strong>Bireysel Etmenler</strong></p>
<p>• Akademik başarısızlık<br />
• Sosyal beceri eksikliği<br />
• Çatışma ve çözüm bulma becerilerinde eksiklik<br />
• Dışlanmışlık ve yalnızlık duyguları<br />
• Aşırı alınganlık<br />
• Öz güven eksikliği<br />
• Bireysel farklılıklara karşı toleranssızlık<br />
• Genetik yatkınlık<br />
• Psiko patalojik sorunlar<br />
• Çabuk hayal kırıklığına uğramak<br />
• Öfke kontrolünde yetersiz kalmak, sık sık öfke patlamaları yaşamak<br />
• Madde ve alkol kullanımı<br />
• Dürtüsel hareket etmek<br />
• Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu<br />
• Sosyal uyumsuzluk<br />
• Engellenmişlik duygusu</p>
<p><strong>Çevresel/Toplumsal Faktörler<br />
</strong>• Medyanın olumsuz etkisi<br />
• Şiddet içeren programlar, filmler, bilgisayar oyunları<br />
• Ekonomik sıkıntılar<br />
• Sosyal ve toplumsal düzensizlikler<br />
• Eğitim sisteminde yaşanan sıkıntılar<br />
• Olumsuz okul ortamı<br />
• Şiddetin özellikle erkekler için toplum tarafından normalize edilmesi<br />
• Akran baskısı<br />
• Olumsuz arkadaş grupları </p>
<p><strong>Aileler Çocuklarda Görülen Şiddetin Önüne Geçmek İçin Neler Yapabilir? </strong></p>
<ul>
<li>Ceza vermekten kaçınmak, bunun yerine özdenetimlerini ve sosyal becerilerini geliştirecek bir yaklaşıma sahip olmak önemlidir.</li>
<li>Aile içinde katılımcı, demokratik bir disiplin anlayışına sahip olmak, çocukların ihtiyaçlarına ve düşüncelerine önem vermek; onların kendilerine güvenen, kendini doğru ifade eden bireyler olmalarına yardımcı olacaktır.</li>
<li>Takınılacak tutum ve konulacak kurallar açık, net ve anlaşılır olmalıdır. Aile içinde çatışmaların uygun yollarla çözülmesi, anne-babanın da çatışma çözme yöntemleriyle çocuklara model olması çocukların çatışmalarını uygun şekilde çözmeyi öğrenmelerini sağlayacaktır.</li>
<li>Aile içinde duyguların ifade edilmesi, doğru ve etkin bir iletişim ortamı olması çocukların empati becerilerini geliştirecektir. Kızgınlık ve öfkenin doğal olduğu, bu duyguları uygun şekilde ifade etmekte bir sorun olmadığı vurgulanmalıdır. Çocuk bu duyguları yaşadığında da duygusunu doğru ifade etmekte desteklenmelidir.</li>
<li>Çocukların özellikle küçük yaşlarda saldırgan davranışlar göstererek istediklerini elde edebileceklerini öğrenmeleri bu davranışı sürdürmelerine neden olur. Anne-babanın çocuklarıyla istekleri ve ihtiyaçları konusunda konuşarak, onları anladıklarını hissettirerek saldırgan davranışlara izin vermeyeceklerini açıklamaları gerekir.</li>
<li>Olumlu davranışlar &#8220;zaten olması gereken davranış tarzı&#8221; olarak düşünülüp es geçilmeyip, fark edilmeli ve önemsenmelidir.</li>
<li>Sorun çözme yöntemlerini beraberce gözden geçirmek, arkadaşlarıyla problem yaşadığında bu sorunu çözmeye çalışmak yerine uygun çözüm yollarını kendisinin bulmasını sağlamak çocukların sosyal beceri gelişimi için önemlidir. Kızgınlığını, öfkesini, hayal kırıklığını, mutsuzluğunu dövüşmeden, kendini kaybetmeden ortaya koymasının yolları konuşulmalıdır.</li>
<li>Televizyonun çocukların davranışları üzerindeki etkisini azaltmak için;</li>
</ul>
<p><em>-İzledikleri konusunda bilinç geliştirmelerine yardımcı olacak bir yaklaşım benimsemek önemlidir. </em></p>
<p><em>-Çocukların günlük programları yapılırken televizyon izledikleri saatler sınırlandırılmalı, izledikleri programlar takip edilmelidir. </em></p>
<p><em>-Anne-babalar da televizyon izleme alışkanlıklarıyla çocuklarına örnek olmalıdır. </em></p>
<p><em>-Evde beraber geçirilen zamanları oyun oynayarak, spor yaparak, sohbet ederek, kitap okuyarak değerlendirmek, ailece geçirilen zamanın kalitesini arttırır ve çocukların televizyon izleme alışkanlığını azaltır. </em></p>
<p><em>-Çocukların izledikleri programlardan ne şekilde etkilendiği gözlemlenmeli, izlediklerini konuşmaları, ifade etmeleri için fırsat verilmelidir. Çocukların izledikleri programları anne-babalarıyla beraber yorumlamaları, değerlendirmeleri gerçek dünyayla bağlantı kurmalarına yardımcı olur. </em></p>
<p><em>-İzlenen programda şiddet varsa; ailede, karakterin o şekilde davranmasına neden olan olay tartışılmalı, beklenen uygun davranışın ne olabileceği  hakkında alternatifler üretmesi için çocuk  yönlendirilmelidir. Özellikle küçük çocuklarda televizyondaki şiddetin gerçek olmadığı, gerçek hayatta o davranışın can acıtacağı, tehlikeli olduğu vurgulanmalıdır. </em></p>
<p><strong>www.bilfen.com </strong></p>
<p>Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik Bölümü</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilkkitaplarim.com/cocuklarda-siddet-ve-siddet-egilimi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

